Meşru Müdafaa: Hukuki Niteliği, Uygulama Şartları ve Yargısal Değerlendirme Ölçütleri
Meşru müdafaa, ceza hukuku sisteminde hukuka aykırılığı kaldıran nedenler arasında yer almakla birlikte, bireyin kendisini veya üçüncü kişileri hukuka aykırı bir saldırıya karşı koruma hakkının pozitif hukuk tarafından tanınmış en önemli güvencelerinden biridir. Günümüz ceza adalet sistemlerinde, meşru müdafaanın sınırları yalnızca bireysel güvenlik açısından değil, toplumsal düzenin ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması bakımından da kritik önemdedir.
Meşru müdafaanın uygulanabilmesi için üç temel unsur aranır: (1) hukuka aykırı bir saldırının varlığı; (2) saldırının devam etmekte veya gerçekleşmesinin muhakkak olması; (3) savunmanın zorunlu ve orantılı olması. Bu şartlardan herhangi birinin bulunmaması halinde failin meşru müdafaa hükümlerinden yararlanması mümkün değildir.
İlk unsur olan hukuka aykırı saldırı, ceza hukukunun koruduğu değerlere yönelmiş fiili bir tehlikeyi ifade eder. Saldırı fiilen başlamış olmalı veya başlamak üzere bulunmalıdır. Geçmişte yaşanmış ve sona ermiş bir saldırıya karşı yapılan eylem meşru müdafaa oluşturmaz; bu durumda söz konusu savunma “intikam” niteliği taşıyacağı için hukuken koruma bulmaz. Buna karşılık, saldırının gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğu durumlarda önleyici savunma mümkündür; ancak saldırının yakın ve somut tehlike oluşturması gerekir.
İkinci unsur olan savunmanın zorunluluğu, failin saldırıyı başka bir yöntemle bertaraf etme imkânının bulunmaması anlamına gelir. Savunmanın zorunlu sayılması için failin geri çekilme, kaçma veya saldırıyı başka bir daha hafif yolla engelleme olanağının gerçekçi biçimde mevcut olmaması gerekir. Türk ceza hukukunda failden kaçmasının her durumda zorunlu tutulmaması, meşru müdafaa hakkının aktif bir koruma mekanizması olduğunu gösterir.
Üçüncü unsur olan orantılılık, saldırı ile savunma arasındaki araç ve güç dengesine ilişkindir. Orantılılık, savunmanın saldırıya göre gereksiz derecede ağır olmamasını ifade eder. Saldırıya kıyasla çok daha ağır ve sonuçları itibarıyla ölçüsüz bir savunma fiili, meşru müdafaa sınırlarının aşılması sonucunu doğurabilir. Bu durumda failin hukuka uygunluk nedeninden yararlanması mümkün olmayacak; ancak haksız tahrik veya taksir hükümlerinin değerlendirilmesi gerekebilecektir.
Meşru müdafaanın sınırlarının belirlenmesinde yargısal değerlendirme büyük önem taşır. Hakim, olayın öznel ve nesnel koşullarını birlikte değerlendirir; failin içinde bulunduğu ruhsal durumu, saldırının ağırlığını, gerçekleşme hızını, saldırı yerini ve tarafların fiziksel güç dengesini dikkate alır. Yargıtay içtihadı, failin saldırının ani ortaya çıkışı karşısında bir anda verdiği refleksif tepkileri de değerlendirirken daha esnek bir yaklaşım benimsemektedir.
